Virgie Köy Okulunda

Teyzem hemen kabul etti, annem biraz itiraz etti, teyzem onu da ikna etti, Hürü Ebem razı gelmedi, “bitlenir” dedi, “döverler, iter kakarlar küçücük daha” dedi, ama ısrarım ve ağlayıp yalvarmalarım sonucu o da olur verdi..

Köy okulu, karşı yamaçlara yapıldığından tüm köy, okulu seyredebiliyordu, Teneffüsteki çocuğuna seslensen duyardı yani. Amcamın kızı Safiye, dayımın oğlu Alı (önceki hikayelerde geçmişti adı, i le değil ı ile okunacak. İrecep, Iramazan, Iraz, Güssün, daha bir sürü değişik isimler..Ali de Alı işte. Yağır Alı. Burnunu koluna silip durduğu için Yağır demişlerdi ona) ve ablası Ayşana ile aynı okula gidecektim; annemle teyzeme, ebeme okul bahçesinden el sallayabilecektim.

Annem, köy imamı Davut Enişte’ye gitmiş hemen akşamdan, öğretmenle konuşsun diye. O da annemi de yanına alıp gitmişler konuşmaya. Kabul etmiş öğretmen, ben erken uyumuştum o gece. Çünkü uyumazsam okulu kaçırırım diye korkuyordum. Ben uyurken neler olmuş meğerse..

Kapının önünden çıngır çıngır çıngırdaklı keçiler geçerken uyandım. Ebem, annem ve teyzemle yattığımız yer yatakları boştu. Dışarıdan, pekmez ocağının altında yanan kuru asma dallarının çıkardığı çıtır çıtır sesler ve tarifi imkansız kokular geliyordu. Mabeyindeki duvara gömülü kara ocağa konulan sacayağı üzerinde isli ibrik, yanında küçük çaydanlık, bir köşede duran kuzinede nar gibi pişmiş kömbe tepsisi ve teyzemin türküye benzeyen mırıltıları..

Elimi yüzümü yıkadım, günlerdir vara yoğa ağladığım için grip gibi bi şey olmuştum, ama belli etmemeye çalışıyordum. Teyzem sarıldı, öptü beni, “bak sana ne göstereceğim” dedi. Etrafıma bakındım ve orta direkteki çiviye takılı önlüğü gördüm. Beyaz bez yakalı. Ama yeni değildi. “Kimin bu ya eski püskü” dedim hemen. Sesimde ağlaya sızlaya da olsa istediğini elde eden insanlardaki buyurganlık vardı. Teyzem hemen anladı, “dur bakalım” dedi, köşedeki yüklükten başka bir önlük çıkardı, hemen ona atıldım ancak neredeyse lime limeydi, çabucak ilk önlüğe sarıldım, “bu, bu olsun” dedim hoplayarak. Böylece bulduğuyla yetinene dönüştüm bi anda.

Kömbe, keşli katmer, sadeyağda yumurta ve pekmezli sütle kahvaltımı edip hemen önlüğü giyindim. Kolumu sokarken elim yırtığa takıldı, teyzeme dönüp baktım hiç ses etmedi, annem eline aldı, söküğü kontrol etti, “bugünlük giy, gece onarırım” dedi.

Annem “daha erken, dur beliklerini yeniden örelim” dese de “ne var beliklerimde” dedim ve dama çıkıp bekledim. Ebemin evi yokuşun ortalarındaydı, yukarı mahleden nasıl keçiler çıngır çıngır akıp geliyorsa, çocuk sürüsü de öyle akıp kapımızın önünden geçecekti ve ben o an giriverecektim aralarına.

Kendi okulumun yolu düpedüzdü. Hep abim götürürdü beni. Annem belki kaybolur, belki düşer, yaralanır, belki yorulur derdi abime. Abim karlı günlerde kucağına alırdı okul yolunda. Kollarımı boynuna sarar, geride kalan yola bakarken kendimi çok korunmuş hissederdim. 10 yaş vardı aramızda. Ama aslında o benim anam, babam, kardeşim, dostum, sırdaşım, tek koruyucum, yegane sığınağımdı. O gittiğinden beri kimsenin yanında öyle hissetmedim. Bir yanım hep üşüdü, bir yanım hep korktu, bir yanım ebediyen öksüz kaldı..

Ve tepelerden çocuk akını baş gösterdi. Yokuş aşağı indikleri için kara lastik ayakkapları sert toprakta pat pat pat ses çıkarıyordu. Sapsarı beyaza yakın bir toz bulutu da peşleri sıra. Bu arada birden yanımda amcam belirdi. Annemle Ayşebem (babannem, Ayşe, ben Ayşebe derdim) aynı yıl doğum yaptıklarından amcamla büyük abim yaşıttı. Amcam elindeki “Kuran Kabı” denen ipli kumaş çantayı çapraz olarak gögsüme taktı. Kumaştan kapağını açıp içine baktım hemen, bir sürü yıpranmış Cin Aliler, boş ince bi defter, bir iki kullanılmış kalem. “Ben Cinalileri geçtim amca” dedim. “Afferim sana” dedi, başımdan öptü ve önümden geçen çocuk sürüsüne hafifçe ittirdi beni..Onların damından Ayşebemin elini gözlerine siper etmiş bana baktığını gördüm. Kalbim güm diye çarptı.

Ve biz çocuklar ordusu ve korosu, koşuyorduk durmadan. Dursan düşersin, öyle koşmak. Evdeyken abimin kucağında Taş Bebek gibi gittiğim okula şimdi bir sürü tanımadığım çocukla yuvarlana yuvarlana gitmenin coşkusu. Kalbim duracak sandım. Ağzım kurudu, sırtım terledi. Derken kalabalığın içinden iki el, ellerimden tuttu. Dayımın çocukları Alı ile Ayşana. Arkamda da artçı gibi az önceki amcamın kızı Safiye. Nasıl mutlu oldum, nasıl sevinçten uçtum yakınlarımı görünce. Evet en iyi ifade bu, uçuyordum coşkudan. Okula çok yaklaştık harman yerine inmiştik artık, uçmuyor yürüyorduk, ama içim uçmaya devam etti.

Okulun önündeki balkon gibi yere çıkmış biri, elindeki çanı sallıyordu sağa sola. Çandan gelen ses, keçilerin çıngırtısına benziyordu. Okulu hiç bu kadar yakından görmemiştim. Kireçle boyanmış kerpiç bi yapıydı, her yeri ahşaptandı. Bahçesinde küçükce bir Atatürk büstü, duvar kenarında su tulumbası, Tulumbanın altında taştan bir leğen. Bunlara yalak dendiğini o gün öğrendim.

Bahçedeki çocuk kalabalığına karışmak, hoplayıp zıplamak, delice oynaşmak istiyordum ancak Alı ile Ayşana izin vermedi buna, çok sıkı tembihlenmişlerdi besbelli, elini hiç bırakmayın, kaybolur, düşer, yaralanır, yorulur denmişti onlara da. Alı iki de bir de cebinden çıkardığı eski püskü bi çaputu uzatıp “mendil vireyim mi” deyip duruyordu. Yağır Alı öyle tuhaf bi çocuktu ki, o aşırı masmavi gözleri, sapsarı kafası ile bi yandan bana Musti’yi hatırlatıyor, baktıkça burnumun direği sızlıyordu; bi yandan da Musti’nin yerini almaya çalışıyor gibime geliyor, ondan kaçma isteği duyuyordum..

Derken öğretmen herkesi sıraya soktu. Beni eliyle yanına çağırdı, kısaca tanıttı, Güllü Mustafaların Arfaba’nın kızı, burada 1 ay bizimle okuyacak, sahip çıkın vs vs bi şeyler söyledi.

Geniş salon gibi bi giriş ve 2 odadan ibaretti okul. Odalar sınıftı. 1-2-3’ler ve 4-5’ler. Ben ilk gruptandım, Alı ile Ayşana ve Safiye karşı odadaydılar. Bu duruma biraz da sevindim, çünkü özgür olmak istiyordum, yakınlarımın hem yakınımda olduğunu bilmek onlara güvenmek, hem de kimsenin bi şeysi olmadan kendim olmak.

Kendi sınıfıma geçtim. Tahta sıraların en uçtakine oturdum. Öğretmen daha girmemişti. Öğretmen hem de müdürdü. O giresiye ben herkesi inceledim tek tek. Bi tanesi beliklerimi okşayıp “senin ananıla benim bubam emmi çocuklarıymış, anam öyle didi” dedi. Hiç bi şey anlamamıştım. Öğretmenin girmesini heyecanla beklerken başımı cama çevirdim..

Mezarlıkla yan yanaydı okul.

Devam idecek..