Virgie yine köy yollarında

Yine güz gelmişti ve okullar açılıyordu, 2’ye başlıyordum. Annemin deyimiyle okumaya çok iştahlıydım, “inşallah okuyup öğretmen olacak”tım. Çok okur bu, belki de ‘profosor’ olur derdi, ama öyle derken övünme değil, “başımıza profesör kesilecek” serzenişi hissedilirdi.

Öğrenci değilken kolaydı köye pekmez kaynatmaya gitmek de okula başlamıştım artık ve annemsiz şehirdeki evimizde kalmam çok zor görünüyordu. Babam çalışıyordu esnaftı, abim liseye gidiyordu okuldan gelince evde fazla durmuyordu, diğeri yine eve pek uğramazdı sanayide dükkanda yatardı, en büyük hepten yoktu, o yurtdışında okuyordu. Hem de ben doğdum doğalı. Annemsiz ev bekar eviydi, ara sıra uğranıyordu.

1’e yazdırılırken annem Müdür Bey’le bi konuşma yaptı; “pekmez bitmeden köyden gelemeyiz, geç başlasın, zaten çoktandır okuyor az da yazabiliyor epeydir, geride kalmaz” dedi.

Arkaları gür kıvırcık, tepeleri pasparlak kafalı Müdür Bey döndü bana baktı. Hemen ayağa kalktım, evde günlerdir prova ettiğim gibi ellerim yanlarda, başım dik, öylece bekledim. Annem demişti; nerde öğretmen görürsen önünü kesme, sözünü kesme, saygı duruşunda bekle, selam ver. Anneden sonra en kutsal varlık öğretmendir unutma.

Müdür bakmayı kesti ve kararını açıkladı, ikna olmuş ses tonuyla geç başlamama izin verdiğini söyledi. Sonra usulca ekledi; badem, ceviz filan var mı köyünüzde Hanife Hanım? Annem gülümseyerek baş salladı; var var, getiririm ben inşallah size dedi.

Böylece bebeklikten beri olduğu gibi teyzem, Musti, annem ve ben pekmez kaynatmak için köye gitmelere yine devam edebilecektik..

Ama edemedik..Annem, öylesine, sanki sıradan bi haberi verir gibi bi anda; “Mustafa köye gelmiyor bu sene” deyiverdi. Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Şu yalan dünyadaki 7-8 senelik ömrümde kendime en yakın bulduğum kişi Mustiydi. Musti’yi bazen kendim, kendimi de Musti sanıyordum. Bi kere bunu Musti’ye söylemiştim, “sakat mısın kızım sen” deyip kafama fiske vurdu. Ama sonra üzülüp hem kafamı öptü hem eski Teksas Tommiks’lerinden verdi hem de kiracıları Nevzat bakkaldan Mey-Buz aldı.

Neyse işte, annem Musti gelmeyecek dedi, kurma bebek gibi ağlamaya başladım, banane banane o zaman ben de gitmem diye yerlere attım kendimi. Musti yoksa ne köyün ne şehirin ne de dünyanın bi anlamı kalıyordu.

Akşam son hazırlıklar için teyzemlere gittiğimizde Musti niye gelmiyor gelsin diye teyzeme sarılıp ağladım, o kadar ağladım ki ağzım yüzüm salya sümük oldu. Musti’nin abileri ağlayışımla dalga geçip odadan odaya koşturdular peşimden. Musti de olup biteni seyredip benimle dalga geçti, alkış tuttu. Gitmeyecem işte gitmeyecem oh olsun diye iyice delirtmeye çalışıyordu.

Sonunda teyzem önümü kesti, kucağına aldı beni. Yüzümü gözümü sildi, öptü kokladı, oğlanları peşimden uzaklaştırdı, ceza olarak sıfır traşlı kafalarına şaplak vurdu, Musti’nin kulağını büktü, bi daha kim Virgie’yi ağlatırsa bu geliyor diye beş kardeşi gösterdi..

Teyzemin bağrında yaşadığım o anların; duyduğum o sahiplenilmenin, kayırılmanın, koşulsuz sevilmenin hazzını dün gibi hatırlıyorum..ve V yakalı boydan elbiselerinin yakasından görülen beyaz teninin kokusunu, kollarındaki dirseğe kadar sıralı bileziklerin şıngırtısını ve bal rengi gözlerindeki hiç bitmeyen hüzün ve elemi..

Sonra ellerimi tutup arada öpe öpe anlattı bana. Musti’nin öğretmeni değişmiş bu yıl. (4’e gidiyordu o) Yeni gelen izin vermemiş. Ne dedilerse ikna edememişler. Musti abileriyle kalacakmış. Hem onun ablası da vardı, ona bakardı ki. Benim yoktu..

Kabul ettim mecburen, ağlamayı kestim . Bir kaç gün içinde de hazırlıklar tamamlandı. Ortanca abimin kullandığı teyzemgilin tahta kasalı kocaman kırmızı kamyonu ile yola çıktık. Abim bizi bırakıp dönüyor, 1 ay sonra tekrar almaya geliyordu. Pekmez tenekeleri o kamyonla şehre götürülüyordu. 70-80 teneke diye hatırlıyorum.

Şöfer mahallindeydik hepimiz. Ben zaten her yere sığan minicik bir çocuktum. Ancak azmetmiştim Eylül ayını ağlayarak geçirmeye, bu sefer de arkada kasada gidicem diye ağladım. Ama abim kocaman kaşlarının altından öyle bi baktı ki koşa koşa şöfer mahallinde teyzemin kucağına yerleştim.

Köye vardık, annemle teyzemin getirdiği şeyler dağıtılmaya başlandı hemen o akşam. Gece dağıtılması makbuldü. Annem ve teyzem her Eylül köye gelişte getirdikleri paketleri hısım akraba ve sülaleye dağıtırlardı. Ben paket dedim anlaşılsın diye, çıkın-bohça. Ebemgilin evinde, şimdi bizim hol dediğimiz onların mabeyin dediği aralığa kumaş bohçalar yayılır, bir paket şeker, bir paket çay, Samsun, Bafra, Maltepe, Birinci ne alınmışsa birer cigara paketi ve ikişer somun ekmeği çıkın edilirdi. (Goca Yenge, Hacı Iraz, Güllü Ayşası gibi bilge kadın konumundaki hanım akrabalara 4 metre şalvarlık kumaş, Yahya Dayı, Şevketlerin Hasan, Koreli Gazi İlyas gibi adı namlı-geçmişi şanlı erkek akrabalara da triko süveter konulurdu)

Sonra sülaleden bir kaç genç (bu oğlanlara kağıt para verirdi teyzem, teyzemin kağıt parası çoktu) kollarına çıkınları takar, tembih edilen evlere gece bitmeden tek tek dağıtırlardı.

Şehre göç etmiş ve hali vakti az çok yerinde olan kişilerin köyüne/ köylüsüne vefa ve sadakat nişanesi idi bu. Alamanyalara gidip epey durumu iyi olanlardan ise bu hediyelerden ziyade, köy mezarlığına duvar çevirttirmesi, caminin damına sac ya da kiremit yaptırtması beklenirdi.

Uzatmayayım, o gece çıkınlar yerine yerleşti, yol yorgunluğu yemek yiyip yattık, ancak uyumak ne mümkün..

Yo yo deli Meyrem gelmedi :)) ( Deli Meyrem’i merak edenler bkz: https://youngvirginia.home.blog/2019/06/23/deli-meyrem/)

Ebem uyutmadı annemgili. Tam dalacağız; bakın hele kızlar, Yakup Dayınızın Keziban’a da verdiniz mi çıkın? Verdik ana verdik. İyi hadi uyuyalım gayri. Bakın hele kızlar, Durmuşların Ümmü Güssün’e de verildi mi? Verildi ana. İyi hadi uyuyalım gayri. Biraz sessizlik. Derken ebemin çekingen sesi; Gıldırların Hatça’ya zaten vermişsinizdir..

Ve uyuya uyana sabah oldu. Horozlar öter ötmez kalkıp cama dikildim. Köy bir yamaç üzerindeydi ve tek ana caddesi vardı; cadde dediğim ince bir yol. Tüm köy ordan gelip geçiyordu her yere. Tüm köy, çayırlara yayılmaya götürülen keçiler, inekler, koyunlar. Camiye giden dedeler. Ve okul çocukları. Öğretmen bile o yoldan geçiyordu! Öğretmen! Ve yine ağlamaya başladım. Öğretmenim ve okul geldi aklıma. Bağa üzüm kesmeye hısım akrabadan boş insan toplamaya çıkan annem benim ağladığımı görünce can sıkıntısıyla seyirtti. Gene mi Mustafa’ya ağlıyor bu dedi teyzeme. Teyzem bana göz attı, dil çıkardı; yo düştü de ondan dedi. Teyzem kurtarmasaydı annem bu sefer dövecekti sanırım beni. Sustum, aklıma bi fikir geldi ve birden gülmeye başladım. Sonra teyzeme dönüp boynuna tırmandım, kulağına planımı fısıldadım.

Devam edecek…