Komşu Kızı

Bu şiiri Virgie 12-13 yaşında yazdı. Edebiyat öğretmeni ağabeyi çok beğendi. Ezberle dedi Virgie’ye, ezberledi Virgie ve belleğinde öylece kaldı. Ağabeyi mi? O gitti. İnsanlar gider, şiirler kalır.

Ağabeyimin 17 Yaşı

Komşu kızı açmış
Ekmek verdim istemez
Anneme söyledim biraz harçlık verdi
Utanır, keyfince alsın istediğini
Yok, gitmez.
Ee kızım, ne istersin neyle doyarsın
Hani komşuyuz şunun şurasında
Söyledi sonunda.
Birazcık mutluluk istermiş.
Zavallı komşu kızı,
Ayıp değil ya;
O bizde de yok.

Masum

Hangi birini ele alacağımı bilemiyorum. Önümde facia denebilecek bir aile tablosu var. Annede kemikleşmiş kişilik; çocuklarına karşı ayrımcılık, kocaya nefret. Baba; sevgi, saygı, insanlık, şefkat duygularını içinde bir yerlerde bir çekirdek kadar ancak muhafaza edebilmiş bir baba..

Babaların duygularını anneler tetikler. Annelerin duygularını baba besler. Eş olmak o sebeple doyum ve çile ortaklığıdır. Annenin sürekli kanırttığı babanın da acısını içine gömerek bütün tarafları memnun etmeye çalıştığı bir durum var ve aslında mağdur hangisi çok da belli değil. Çünkü bazen onları aşırı korumaya çalışarak da sevdiklerimize zarar veriyoruz..

Suçu gizlemek, bizi suçlu yapar mı?

Anne karakteri birden gözlerimin önüne Norma Bates’i getirdi (Bates Motel). Tıpkı Norma gibi ölü mü sağ mı belirsiz gezinişleri, karanlık ruhu, kocasına bile açmadığı duyguları, dengesiz sevgi ve nefreti ile Aliye Rona Hanım’a rahmet okutuyor.

Evlilik, çocuk eğitimi, ruhsal sorunlar (bu madde uzun uzun uzun açılmalı, belki sonra..) aldatma, aile içi gizli sırlar ve kalplerde kimseye açılmamış tortular -travmalar. Size karmakarışık bir yumak veriliyor ve siz her bir ucunda kendi hayatınıza dair sökükler buluyorsunuz.

Daha bir de başrolde gördüğümüz ‘arızalı’ kahramanlar var; mesleği suçu önlemek ve suçluyu bertaraf etmek olup kendi kişisel hayatındaki sorunlar nedeni ile mesleğine kendini veremeyenler; o mevzu bu yazıyı ve beni aşan bir ‘kangren’.

Tek tek masum olup bir şekilde suça bulaşınca birden kötü adam ve kadınlara dönüşen bu insanların davaları kolay kolay çözülmez..

Rutin

Rutin öcü değildir.

Boş verin, sıkıcılık, sıradanlık, durağanlık gibi anlamlar yükleyenleri, sizdeki etkisi önemli olan.

Rutin sükuneti

Ben rutin diyerek rahat minderimi, sıcak döşeğimi algılıyorum. Evet, köhne, heyecansız veya sıkıcı gelebilir; ancak rutinde bi ana rahmi sıcaklığı ve güven duygusu yatmakta.

Özellikle kaotik ruhlar düzene ve güvene (hatta çoğu kez farkında bile olmadan) çok ihtiyaç duyar. Karmaşa zaten hangi ruhun marazı değil ki? Ancak son yıllarda karmaşa ve kaosu hayatın akışını sağlayan enerji sananlar türedi; değil, hayatın (sağlıklı) akışını sağlayan, düzen ve güven duygusu. Dün ve önceki günler elinde olanı bugün de elinin altında bulmaktan büyük nimet var mıdır?

Evvelsi gün bi şey yaşadım. 15-20 gündür gitmediğim bi yere gittim. O gidişim belki 50. gidişti, artık yolu ezberlemiştim. Yol kenarındaki ağaçlar tanıdık, sağdan soldan bana el eden tepecikler aşina idi gidişime. İçimdeki o güven hissi, o ‘bu yolların her karışı ile tanışıyoruz’ yakınlığı oh be dedirtti. Dönüşte yine önümde bildiğim yollar, bu kez 4 alternatifli yollar idi ve ben daha önceki 50 gidişimde bu yollarda defalarca kaybolarak sonunda nereye nasıl vardığımı öğrenmiş bulunuyordum.

İşte rutin bu. Deneye yanıla öğrendiklerimizin bize sağladığı güvenli ortam ve o güvenin getirdiği düzen-huzur-konfor algıları.

Rutin iyidir. Rutinlerimizde netleşmiş ne bocalamalarımız ve ıslah edilmiş nice yanılgılarımız yatıyor.

Değerini bilelim.

Boş Çerçeve Yazısı

Onu en son nerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Onu hiç görmedim aslında. Onda kendimi nasıl gördüm onda kendimi gördüm mü, onda gördüğüm kendim miydi, hepsi muamma.

Resim: Gfxtra30.com

Sevgiliyi gönül aslında görmek istemez. Şaşırmayın hemen, aşk bu kadar vuslat demekken, visal aşkın olmazsa olmazı bilinirken nasıl sevgiliyi görmek istemez gönül?

Görme duyma dokunma koklama ve konuşma, aşk söz konusu ise iptal duygulardan. Çünkü aşkın mayası erişilmezliktir.

Siz hiç, siz hiç erişildikten sonra aynı makamda kalan sevda mertebesi gördünüz mü?

Ben görmedim.

Onu en son nerde gördüğümü bilemeyişim bu yüzden; hiç bitmeyen bir aşka talip olduğumun da delili ve durum tespiti.

Aşk, gönlün akıl çivisine astığı eski bir hırka. Sahibi gelip ordan almadıkça orada asılı kalacak hep.

Ne o çivi var, ne o asılı hırka, ne de gelmesi beklenen biri. Akıl oyunları işte, hepsi bu.

Son not: Hiç bi aşk, başladığı gibi gitmez. Hiç bi aşk, başladığı gibi bitmez.

Biter ama.

O yüzden en güzel aşık, gelmeyen; en güzel aşk; hiç yaşanmamış.

Bekleyiş

Akşam olup işten eve dönen anne babanın eli kolu dolu dönmesi (ellerindeki ister pirzola olsun, ister kuru ekmek) o eve dönmek istemeleridir. Biraz da, çocuklarına güven, eşe neşe vermenin, o çatı altına huzur serpmenin belki de en tatlı yolu.

Çocuğun doğduktan sonra öğrendiği şeylerin başında gelir beklemek. Meme bekler, kucağa alınmak bekler, altı değişsin bekler. Beklemek umut demek; umut ise yaşamak; rahme düştüğü andan itibaren (canlı) doğmayı bekler. Doğunca, dünyaya getirenlerden sınırsız sevgi ve şefkat bekler.

Aile, yeryüzünün tekrarlanan sofrası; aile sofrası, hayatın aynası. Anne babanın evde yarattığı atmosfer; annenin heyecanı, babanın cömertliği, çocuğun bekleyişi ve beklediğine değmesi, aile sofrasında adeta evrensel bir mesaja dönüşür. İşte anne-babayı ertesi gün o eve tekrar eli kolu dolu (ellerindeki ister bal baklava olsun, ister bir dal maydanoz) döndüren şey; o sofrada/kilerde/n aldıkları haz ve çocuklarının umutla bekleyişidir.

Anamın Elleri

Ben 4-5 yaşıma gelince annemi (o devrin bütün kız çocuğu anneleri gibi) bir telaş almış; (Dediğim tarih 1970’lerin ortaları filan) “Ay bu kızın çeyizine neler yapsak acaba?”

İnanın abartmıyorum.

Ve bir yanda beni ayağında sallarken, bir yandan da 20 sene sonra belki kullanacağım boncuklu tülbentler, yelekler, şallar örmeye başlamış.. Ancak kendisi dantel, kanaviçe, el/makina nakışı, iğne oyası bilmediği için bunları da ücreti karşılığında dışarıya yaptırmış.

ceyiz
Annemin sandığından

Subay sırması, filize, kıllı kurt gibi değişik isimlerde tülbent kenarları, makine nakışı ve dantelden masa örtüleri/fiskoslar, dantel ve kanaviçeden karyola takımları ve nice ince işler. Ben geliştikçe gelişti, büyüdü, çoğaldı ve gelin giderken çeyiz sandığımda benimle beraber yeni hayatıma taşındı.. Ve ben hiç birini kullanmadım. Çünkü taa 70’lerde örülmüş (ben ilkokuldayken) bir tülbentin, bir yastık kılıfının, 90’larda genç bir kadın ve anne olduğum hayatımda artık bir eşya olarak kullanım alanı/karşılığı yoktu.

“Madem” dedim, “Böyle hiç kullanılmamış bir sandık dolusu çeyizim var, sizlerle onları paylaşayım; 2018 Ekim’inde toprağa verdiğim annemi, bu vesile ile de anmış olayım.”

Anam, hünerli ellerin ebediyyen ışıldasın.

Anamın Elleri

Green Book

Muhteşem bi filmden geliyorum. Evet, Dolores, Tony ve Dr. Shirley.

Bayıldım. Çoğu filme bayıldım derim, ancak bu film beni çok mutlu etti. Evet, Tony, kaba saba İtalyan, beni mest etti. Mertliği yiğitliği o küçük oğlunu kucaklayışı. Dr. Shirley’in dikte ettirdiği aşk sözleri ve edebi tasvirlerle eşi Dolores’e yazdığı mektuplar. Üzerinde atletle donla otel odasında sigara içerken karısına mektup yazışları; etajerde Dolores’in vesikalığı. Dolores de sanki evvel zamanın bilge kadınlarından; bir bakışı ile kocasının içinden geçeni okuyanlardan. Şu gözleri ile konuşan.

green_book_1
Filmden bir sahne

Mahsus böyle hava cıva kısımlarından söz ediyorum; film boyunca içime işleyen beyazların siyahlara yaptığı ayrımcılıktan; kendi halkı için iki kuple bi şeyler çalmaktan imtina edip (ki sonra bunu da en şahanesinden yaptı; çünkü o bir dahi; her şartta piyanoyu ağlatıyor. 🙂 ) beyazlara yüksek ücretlerde resitaller verip onlar tarafından kabul görme arzusunu tatmin eden müzisyenin bastırılmış dürtülerinden bahsetmeyi çok da istemiyorum.

Don Shirley

Bi yerde okumuştum şimdi hatırlamıyorum; beyazlar zencileri, boks yaptıkça sever, şarkı söyledikçe alkışlarmış..

Bu film insana adeta damardan bi enerji zerk ediyor. İçinizdeki uyuyan deve kalk, en korktuğun şeyi, en çekindiğin şeyi, en kendine yasak ettiğin şeyi yap; korkma, sen sadece kendinin efendisisin dedirtiyor. Ancak bunu keskin ifadelerle değil, minik üfleyişlerle yapıyor.

Az oyuncu, az diyalog, sakin atmosfer, sıfır ajite, ailecek izlenmeye müsait tertemiz dupduru bir “ruhların özgürlüğü” filmi.

Tekrar tekrar izleyebilirim: 10/10

Bir Diziyi Sevmek

İstanbullu Gelin.

Yıllar sonra gözlerimden yaşlar süzülerek izlediğim,
kalbimi heyecanla zıplatan bir dizi ile karşılaşmak, son 2 yılımın en güzel
şeylerinden.

Diziler çok eleştirilir. Haklı da millet. Abuk subuk şeyler dolu. Ancak..Bu
dizi beni izlediğim geceden izleyeceğim geceye kadar durup durup (gözlerim
dolarak) gülümsetti.

istanbullu-gelin
Diziden bir sahne

İpek Bilgin: Öncelikle anne. Orda bi kesişti yolumuz. Aşırı fedakar meraklı
ve gerekirse ortalığı darmadağın eden :))

Ben İpek Hanım’daki dirayeti sevdim. Garip Bey’i sevişi biraz zayıf gelse
de anneliği mükemmel.

Garip Bey: Çocukluk ve ilk gençlik aşkım Tamer Levent Bey’i ellilerimde
yeniden ve artık o altmışlarında iken görmek zaten gözyaşlarımı ceyhun etti.

Samimi güçlü fedakar aşık fakat son derece mantıklı erkek, sadece
ülkemizde değil, dünya için bile lüks. Tamer Bey bana göre kendisi de bi
lüks. O muhteşem sesi, o dimdik bakışları heybetli kaşları bende hep bi
Sean Connery ile karşı karşıyayım hissi doğurdu.

Sevgi Bahçesi

Hayatı seviyorum. Birlikte yaşamayı seviyorum. Hayvanları ve ağaçları seviyorum.

gelincik

Şu yaşa geldim hâlâ en büyük hayalim, dost ve sevdiklerimle bir dağın yamacında eğleşecek bir çiftliğim olması ve Allah’ın her günü kırlarda koşup oynamak.

Çocukluğumuz bahçemiz, saklı bahçemiz, kimimiz için saklı arka bahçemiz. Yaşı 40+ üzeri olanlar işin çocukluk gittikçe daha keskinleşen bir anılar resm-i geçidi.

Çocuğa yaşatılan şeyler içinde en unutamadığı sevgidir. (Ya da en zor hatırladığı.) Hayat yolculuğundaki en doyurucu katığı da sevgi. İnsanlara değer atfeder ve onlarla münasebet geliştirirken sevgi ile ne kadar donanmış olduklarına bakalım. Bize o lâzım.

Birlikte yaşamanın da ilk kuralı sevmek sevilmek.

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.