Masum

Hangi birini ele alacağımı bilemiyorum. Önümde facia denebilecek bir aile tablosu var. Annede kemikleşmiş kişilik; çocuklarına karşı ayrımcılık, kocaya nefret. Baba; sevgi, saygı, insanlık, şefkat duygularını içinde bir yerlerde bir çekirdek kadar ancak muhafaza edebilmiş bir baba..

Babaların duygularını anneler tetikler. Annelerin duygularını baba besler. Eş olmak o sebeple doyum ve çile ortaklığıdır. Annenin sürekli kanırttığı babanın da acısını içine gömerek bütün tarafları memnun etmeye çalıştığı bir durum var ve aslında mağdur hangisi çok da belli değil. Çünkü bazen onları aşırı korumaya çalışarak da sevdiklerimize zarar veriyoruz..

Suçu gizlemek, bizi suçlu yapar mı?

Anne karakteri birden gözlerimin önüne Norma Bates’i getirdi (Bates Motel). Tıpkı Norma gibi ölü mü sağ mı belirsiz gezinişleri, karanlık ruhu, kocasına bile açmadığı duyguları, dengesiz sevgi ve nefreti ile Aliye Rona Hanım’a rahmet okutuyor.

Evlilik, çocuk eğitimi, ruhsal sorunlar (bu madde uzun uzun uzun açılmalı, belki sonra..) aldatma, aile içi gizli sırlar ve kalplerde kimseye açılmamış tortular -travmalar. Size karmakarışık bir yumak veriliyor ve siz her bir ucunda kendi hayatınıza dair sökükler buluyorsunuz.

Daha bir de başrolde gördüğümüz ‘arızalı’ kahramanlar var; mesleği suçu önlemek ve suçluyu bertaraf etmek olup kendi kişisel hayatındaki sorunlar nedeni ile mesleğine kendini veremeyenler; o mevzu bu yazıyı ve beni aşan bir ‘kangren’.

Tek tek masum olup bir şekilde suça bulaşınca birden kötü adam ve kadınlara dönüşen bu insanların davaları kolay kolay çözülmez..

Green Book

Muhteşem bi filmden geliyorum. Evet, Dolores, Tony ve Dr. Shirley.

Bayıldım. Çoğu filme bayıldım derim, ancak bu film beni çok mutlu etti. Evet, Tony, kaba saba İtalyan, beni mest etti. Mertliği yiğitliği o küçük oğlunu kucaklayışı. Dr. Shirley’in dikte ettirdiği aşk sözleri ve edebi tasvirlerle eşi Dolores’e yazdığı mektuplar. Üzerinde atletle donla otel odasında sigara içerken karısına mektup yazışları; etajerde Dolores’in vesikalığı. Dolores de sanki evvel zamanın bilge kadınlarından; bir bakışı ile kocasının içinden geçeni okuyanlardan. Şu gözleri ile konuşan.

green_book_1
Filmden bir sahne

Mahsus böyle hava cıva kısımlarından söz ediyorum; film boyunca içime işleyen beyazların siyahlara yaptığı ayrımcılıktan; kendi halkı için iki kuple bi şeyler çalmaktan imtina edip (ki sonra bunu da en şahanesinden yaptı; çünkü o bir dahi; her şartta piyanoyu ağlatıyor. 🙂 ) beyazlara yüksek ücretlerde resitaller verip onlar tarafından kabul görme arzusunu tatmin eden müzisyenin bastırılmış dürtülerinden bahsetmeyi çok da istemiyorum.

Don Shirley

Bi yerde okumuştum şimdi hatırlamıyorum; beyazlar zencileri, boks yaptıkça sever, şarkı söyledikçe alkışlarmış..

Bu film insana adeta damardan bi enerji zerk ediyor. İçinizdeki uyuyan deve kalk, en korktuğun şeyi, en çekindiğin şeyi, en kendine yasak ettiğin şeyi yap; korkma, sen sadece kendinin efendisisin dedirtiyor. Ancak bunu keskin ifadelerle değil, minik üfleyişlerle yapıyor.

Az oyuncu, az diyalog, sakin atmosfer, sıfır ajite, ailecek izlenmeye müsait tertemiz dupduru bir “ruhların özgürlüğü” filmi.

Tekrar tekrar izleyebilirim: 10/10

Bir Diziyi Sevmek

İstanbullu Gelin.

Yıllar sonra gözlerimden yaşlar süzülerek izlediğim,
kalbimi heyecanla zıplatan bir dizi ile karşılaşmak, son 2 yılımın en güzel
şeylerinden.

Diziler çok eleştirilir. Haklı da millet. Abuk subuk şeyler dolu. Ancak..Bu
dizi beni izlediğim geceden izleyeceğim geceye kadar durup durup (gözlerim
dolarak) gülümsetti.

istanbullu-gelin
Diziden bir sahne

İpek Bilgin: Öncelikle anne. Orda bi kesişti yolumuz. Aşırı fedakar meraklı
ve gerekirse ortalığı darmadağın eden :))

Ben İpek Hanım’daki dirayeti sevdim. Garip Bey’i sevişi biraz zayıf gelse
de anneliği mükemmel.

Garip Bey: Çocukluk ve ilk gençlik aşkım Tamer Levent Bey’i ellilerimde
yeniden ve artık o altmışlarında iken görmek zaten gözyaşlarımı ceyhun etti.

Samimi güçlü fedakar aşık fakat son derece mantıklı erkek, sadece
ülkemizde değil, dünya için bile lüks. Tamer Bey bana göre kendisi de bi
lüks. O muhteşem sesi, o dimdik bakışları heybetli kaşları bende hep bi
Sean Connery ile karşı karşıyayım hissi doğurdu.