Hangi birini ele alacağımı bilemiyorum. Önümde facia denebilecek bir aile tablosu var. Annede kemikleşmiş kişilik; çocuklarına karşı ayrımcılık, kocaya nefret. Baba; sevgi, saygı, insanlık, şefkat duygularını içinde bir yerlerde bir çekirdek kadar ancak muhafaza edebilmiş bir baba..
Babaların duygularını anneler tetikler. Annelerin duygularını baba besler. Eş olmak o sebeple doyum ve çile ortaklığıdır. Annenin sürekli kanırttığı babanın da acısını içine gömerek bütün tarafları memnun etmeye çalıştığı bir durum var ve aslında mağdur hangisi çok da belli değil. Çünkü bazen onları aşırı korumaya çalışarak da sevdiklerimize zarar veriyoruz..

Anne karakteri birden gözlerimin önüne Norma Bates’i getirdi (Bates Motel). Tıpkı Norma gibi ölü mü sağ mı belirsiz gezinişleri, karanlık ruhu, kocasına bile açmadığı duyguları, dengesiz sevgi ve nefreti ile Aliye Rona Hanım’a rahmet okutuyor.
Evlilik, çocuk eğitimi, ruhsal sorunlar (bu madde uzun uzun uzun açılmalı, belki sonra..) aldatma, aile içi gizli sırlar ve kalplerde kimseye açılmamış tortular -travmalar. Size karmakarışık bir yumak veriliyor ve siz her bir ucunda kendi hayatınıza dair sökükler buluyorsunuz.
Daha bir de başrolde gördüğümüz ‘arızalı’ kahramanlar var; mesleği suçu önlemek ve suçluyu bertaraf etmek olup kendi kişisel hayatındaki sorunlar nedeni ile mesleğine kendini veremeyenler; o mevzu bu yazıyı ve beni aşan bir ‘kangren’.
Tek tek masum olup bir şekilde suça bulaşınca birden kötü adam ve kadınlara dönüşen bu insanların davaları kolay kolay çözülmez..


