Benim Deli Meryem’i gördüğümü iddia etmem ve korkudan bi iki gece uyuyamamam, sürekli pekmez ocağının başına kaçıp milleti çileden çıkarmam nedeniyle annemle teyzem ebeme kızdı, o da bizi korkutarak uyutmaktan vazgeçti.
Ancak daha bir ayı geçkin sürecek olan pekmez kaynatma işleri nedeniyle biz Musti ve ben, epeyce başının püsküllü belası olacağımızdan masal anlatmayı önerdi. Ben hemen el çırpıp kabul ettim; Musti mırın kırın etti, ama masal başlar başlamaz ebemin kolunun altına sokulup, eeee ebe sonra eeee ebe sonra diye diye, başımızı şişirdi gene.
(Bi gün Musti ve onun hayat hikayesini de -şayet okur isterse- anlatırım..)
Ben soluksuz dinledim..
Köyün birinde bir gelinlik kız yaşarmış. Adı Hürü. O kadar güzelmiş ki çevre 7 köyden dünürcüsü gelmiş ama babası kıyıp gurbete(!) verememiş biricik Hürü’sünü.
Hürü ve Mevlüt sevdalı imişler. Mevlüt, burma bıyıklı, cepkenli-şalvarlı, at üzerinden inmeyen bir dağ delikanlısı imiş. Harman bitsin, güzün anamı babamı size yollayacam Hürüm demiş. Hürü, bu rahatlıkla kimselere olur vermemiş, gönlünü gözünü akıtmamış.
Güz gelip köylük yerde işler bitince Mevlüt’ün ana babası Hürülerin kapıyı tıklatmış. Hürü’nün kızkardeşleri Sıdıka ile Leyla, neredeyse ablalarından çok sevinmişler bu dünürcü gelişine. Kapı artlarında “ablam gelin oluyor, sıra bana geliyor” diye hakırdım çekmişler (karşılıklı oynaşarak gülüşmüşler) bir kaç gün. Ne bilsinler ablalarının acı kaderini.
Hürü ile Mevlüt kısa süre sonra evlenmiş muratlarına ermişler. Babasının evinden at üzerinde koca evine gelin giden Hürü, bir kaç ay geçmeden ilk çocuğu Mustafa’ya hamile kalmış. Burada Musti fırlayıp benim adımdan dedi, ebem Musti’nin sarı kafasını okşayarak; değil kuzum değil, onun değil deden Güllü Mustafa’nın adını koydular sana dedi ve ekledi. Bahtınız benim küçük Mustafa’ma benzemesin kuzularım..
Çocuk aklımla kafam karışmıştı. Dedemiz Mustafa ise Hürü ebemin yakışıklı sarı bıyıklı (ebem ona konur bıyıklı diyordu; açık kestane rengi demekmiş konur, sonra öğrendim) kocası Mevlüt kimdi? Ve neredeydi?
Bunu düşünürken uykum iyice kaçardı.
Ebem biz uyuduk diye yanımızdan usulca kalkıp odanın diğer ucunda bir mindere oturup duvara yaslanır, sessiz sessiz ağlardı..
