Bundan aylar önceydi. Yeğenlerim geldi, şehrin gösterişli bir üniversite parkına gezmeye gittik..gün hayli ilerledi, ayrılmak üzere iken, çalıların arasında bir karaltı. Bir ördek. Ailecek toplaştık başına. Yavrucak kimbilir ne zamandır ordaydı ki, kanatları kötürüm olmuş, tüyleri kurumuş ve adeta dona kalmıştı. Hemen çiti atladı yeğenim, bir takım telefon konuşmaları yapıp kurumun görevlilerini çağırdık, geldiler.

Hayvancık aç susuzdu, gagasını açıp su döktük, simit kırıntıları yedirmeye çalıştık. Gözleri ızdırapla bakıyordu. Baktık yetkililer umarsızca pazar günü, akşamın 18’leri üstelik, orayı burayı arayıp bürokrasiyle cebelleşiyor, ben atıldım dedim ki; beyefendi, bu bir can. Kimsenin keyfini beklemez. Biz hayvan hastanesine yetiştirelim, işte iletişim bilgilerimiz bu. Kabul ettiler (seve seve, hatta sessizce oooh çekti biri) kuzuyu bir karton kutuya koyduk, şehir trafiğinde akıyoruz.
Benim kucağımda kutu. Bir anne sıcaklığı vereyim, kuzuya enerji olur diye kucağıma bastırdım, ayakları kutuda, kafasını göğsüme dayadım, elim de boynunda. Olabilecek bütün duygularımla o minik ruha yaşama direnci vermeye çalıştım. Bi yandan da annem dayan yetişicez diyorum. Kupkuru kanatları karton kutuya değdikçe takır takır ediyor, çok az gagasını açıyor ama o çimen rengi gözleri ışıl ışıl..
Aracı süren yeğenime ne kadar kaldı dedim, sanıyorum iki kırmızı ışık sonra hastanedeyiz hala dedi.
Son kırmızı ışıkta durduk. Ördek yavrumun kanatları sertçe vurdu kutuya. Bi can geldi, bi yaşama hevesi geldi..sandım, hah hah canlanıyor diye haykırdım, el çırptı çocuklarım, ördek tekrar çırpındı…usul usul okşadığım elime boynunu bıraktı, başını göğsüme yasladı, parmaklarımın altındaki nabzı..tık tık tıık.. dedi ve..durdu..
Kucağımda hissettiğim ılık nefesi ve sıcaklığı, saniyeler içinde kaskatı bir ölüm soğukluğu ve ağırlığına bıraktı yerini.
Ben ağlıyorum, yavrum geri dön, bırakma bizi, kuzum yaşatacağım seni dayan bir sokak kaldı..arabanın içi bi an sessizlik oldu ve onlar da ağlamaya başladı..
O an ördek değildi o, kucağımda ölen kayınpederim, ambulansta gitme diye haykırdığım babam, cenazesini yıkarken beliklerini ördüğüm annemdi..orda o kimsesiz çaresiz yalnız bir canı yaşatmak için çırpınırken, bütün imkansızların telafisi için uğraştım, çırpındım..heyhat..
Hız kestik, hastaneye ulaştık . Kuzuyu aynı ihtimamla içeri götürdük, “toplumun sürekli ziyaret ettiği bir alanda idi, belki bi şey zehirledi, bi incelenebilir mi” dedik, bi miktar para istendi, yatırdık. Bizim iki saattir yaşatmak için koşturduğumuz Akkız’ı (yolda ad koymuştuk, bizde bi de Karakız var ya, kardeş gelmişti işte) streçe sardılar ve buzluğa attılar.
Aylar geçti. Defalarca aradık. Hayvanın ölüm nedeni bize hala bildirilmedi. Üniversite ve park yetkilileri zaten olayla hiç ilgilenmedi.
Yunus’un; bir garip ölmüş diyeler/üç gün sonra duyalar/soğuk su ile yuyalar/şöyle garip bencileyin dediği bu olsa gerek..
